Son zamanlarda izlediğim en etkileyici filmdi. Vaktim olursa detaylı bir film okuması yapabilirim.
Ama özetle filmin meselesi korku değil; ırkçılık, sömürü ve kimliğin sistematik olarak emilmesi. Geçmişe ve geleceğe akan müzik sahnesi filmin kalbi — çok etkileyiciydi.
O sahnede olan şey şu: blues sadece bir tür değil — kolektif hafıza, travmanın sesi ve geleceğe taşınan bir direnç formu. Zamanın kırıldığı o an, film açıkça şunu söylüyor: "Bu acı sadece geçmişte yaşanmadı, sadece geçmişte de kalmadı." Bence filmin en cesur, en sinemasal ve en unutulmaz anı burası.
Ayrıca Michael B. Jordan'ın ikizi oynarken sinematografinin müthişliğine değinmiyorum ama özünde iki karakteri oynaması bir "oyunculuk şovu" değil. Bu bilinçli bir tercih: aynı beden, aynı geçmiş, farklı yönelimler. Bu ikilik, siyah bireyin sistem içinde sıkıştığı iki yolu temsil ediyor: uyumlanmak ve direnmek. Ve film dürüst davranıyor: ikisinin de bedeli ağır.
Film umut satmıyor ama umutsuz da değil. Final "her şey düzeldi" demiyor ama müziğin, hafızanın ve anlatının hâlâ yaşadığını söylüyor.
Eksikleri var mı? Var. Tempo yer yer düşüyor, bazı yan karakterler daha derinleşebilirdi.
Korku kılığında bir kimlik ve direniş filmi; müzik sahnesi tek başına filmi izlemeye değer kılıyor.