Bana iyi hissettiren ve düşüncelere daldıran bir film oldu, bu tarafıyla kesinlikle beğendim.
Filmi izlemeden önce ana karakter WC temizleyicisi Hirayama'nın rutinini saatlerce izleyeceğimi bilsem vazgeçebilirdim. İyi ki ön araştırma yapmadan izlemişim. Hirayama'nın sade, minimal hayatı ve rutinlerini izlemek bana kesinlikle çok iyi geldi. Filmde karakterin sessizliği, doğayla olan bağı (örneğin, ağaçların gölgesi altında oturması) ve yaşamını detaylardan uzak, basitçe yaşaması — zaman zaman da kendime özellikle hatırlatarak yaptığım bir şükür seansını çağrıştırması bakımından özel bir bağ kurmuş olabilirim.
Rutinler genellikle sıkıcı olarak algılansa da, filmde bu rutinler, Hirayama'nın huzur ve anlam bulduğu şeyler olarak gösteriliyor. Temizlik işini titizlikle yapması, sabah kahvesi içmesi, dinlediği müzikler ve fotoğraf çekme alışkanlığı, aslında yaşamın küçük ama anlamlı detaylarına vurgu yapıyor. Burada, yaşamın anlamını büyük olaylarda değil, küçük anlarda bulan bir karakterin portresi çiziliyor.
Filmdeki mekânlar, sessizlikler ve gözle görülmeyen ama hissedilen boşluklar, Wenders'in görsel olarak anlattığı derin bir hikâyeye işaret ediyor. Tokyo'nun kalabalık caddeleri ve Hirayama'nın yalnızlığı arasında büyük bir tezat var. Bu, insanın iç dünyası ile dış dünya arasındaki farkı, modern yaşamın bireyi nasıl yalnızlaştırdığını vurgulayan bir metafor olabilir.
Film, seyirciye yaşamın anlamını sorgulatması açısından oldukça değerli. Hirayama'nın hayatındaki sakinlik ve rutinler, modern dünyanın karmaşasında kaybolmuş insanlara bir karşı öneri sunuyor gibi. Hirayama'nın sahip olduğu şeylerin az olması ve yaşadığı sade hayat, modern dünyada çok parayla alınmaya çalışılan mutluluk ve huzurun aslında çok daha basit yollarla bulunabileceğini gösteriyor. Büyük şehirlerde insanların hayatlarına anlam yüklemek için aradıkları şeylerin, belki de doğrudan elimizin altında olduğunu anlatıyor. Burada kritik olan güzel bir ışık, farklı diyarlara gidebileceğimiz bir kitaplık, gündüzleri odamıza vuran güzel bir gün ışığı, hijyenik bir ortam (hem kişisel hem mekân) yeterli gibi.
Hirayama'nın geçmişi özellikle çok muallak bırakılarak, karakterin bu noktaya nasıl geldiğiyle ilgili birçok teoriye sebebiyet veriyor. Bunu düşündürmesi ve izleyiciye bırakması doğru bir karar olmuş.
Son olarak filmin sonunda Hirayama'nın gülmekle ağlamak arasındaki savaşı düşündürücüydü. Belki de Wim Wenders burada, mutluluğun sabit bir durum olmadığını, insanın her an farklı duygularla çelişebileceğini ve hayatın bu iniş çıkışlar ile anlam bulduğunu anlatmak istemiştir. Sonuç olarak kamera açılarının titizlikle hazırlanmış olması, dolayısıyla da sahnelerin güzelliği, kendi hayatlarımız üzerine, mutluluk üzerine düşündürmesi bakımından oldukça beğendim.
Filmi izleyeli uzun zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ zaman zaman anımsarım. An'da kalmak, şükretmek, her dakikamın her anına şükretmek için harika bir aydınlatıcı oldu benim için. İzlemek için biraz ağır gelebilir ama bende yarattığı hissiyat ve yeri çok başka oldu; hayatımda beni etkileyen sayılı filmlerden.