Filme dair ilk şaşırdığım nokta 2003 Kore filmi Save the Green Planet! yeniden uyarlaması oldu.
Filmi beğendim. Çekimler ve oyunculuklar etkileyiciydi. Kurumlara güvenin çökmesi, yalnızlaşma, demokrasiye yabancılaşma, resmî açıklamalara duyulan güvensizlik gibi temaları işliyor. Bunu da kurumsal elit tabakayla komplocu radikalleri çarpıştırarak yapıyor. Dawn ise orta sınıf olarak yorumluyorum.
Michelle karakteri her şeyi "corporate speak" ve PR diliyle söylüyor. İnsanlara özgürlük havası verip aslında onları sömürüyor. Kameralar kapandığında gerçek yüzünü gösteriyor.
Teddy'nin travma dolu bir geçmişi var: çocukken şerif tarafından taciz, başarısız ilaç deneyi annesini komaya sokmuş, yoksulluk, yalnızlık, mental çöküş.
Flashback'ler: Siyah-beyazdır çünkü Teddy'nin kişisel cehennemini sembolize eder. Dev şırıngalar = annenin bağımlılığı. Havaya yükselen beden = ölüm / kayboluş. Michelle'in sahte özrü = kurumsal ikiyüzlülük.
Normalde şiddeti seçen taraf olan Teddy'ye karşı dursak da örneğin arıları koruyarak aslında kendi sınıfını korumaya çalışıyor. Michelle, tipik CEO narsisizmiyle, "belki de arılar bu yeni dünyayı kaldıramıyordur" yaklaşımı sergiliyor.
Dawn ise orta sınıf, aklı başında ama ezilen insanlık. Zaten iki radikal güç arasında sıkıştığı için ölümü kaçınılmaz.
Finalde ise düz dünyacılara da gönderme yaparak dünya atmosferinin/ozonun metaforik yok oluşunu simgeliyor; insanlığın ölümü. Aradaki tek makul insan (Dawn) ise önce eziliyor sonra yok oluyor.
Toplum aşırılıklara teslim olursa: orta akıl ölür, kurumlar yozlaşır, paranoya güçlenir, gerçek kaybolur — ve sonunda herkes kaybeder.
Kurumsal ikiyüzlülük ile radikal paranoya arasında ezilen sağduyunun hikâyesi; günümüze ayna tutan cesur bir yeniden uyarlama.