Güzel bir filmdi, puanı sebebiyle izlemek konusunda arada kalanlar için yazmak isterim.
Filme dair beklentinizi baştan güzel seçmeniz gerekiyor. Film türü fantastik / bilim kurgu şeklinde belirlenince yanlış kitleye hitap ediyor, asıl kitlesini de ıskalıyor. Öncelikle bu filmin kitlesi Perfect Days filmini seven kitle. Hayatın anlamını, yer yer duygusal ama ilginç şekilde geçişlerle bağlantılandırıp sorgulayan ve sonrasında üzerine düşündüren cinsten.
Film üç chapter'dan oluşuyor, sondan başa Chuck'ın hayatını anlatıyor. Chuck'ın hayatı sıradan bir insanın yaşamı gibi görünse de, film onun varlığının evren için bir "ışık" taşıdığını, kaybolduğunda her şeyin sönüp dağıldığını ima ediyor.
İlk bölümde evren yok olurken, Chuck'ın da hayatının sona ermesine şahit oluyoruz. İkinci bölüm orta yaşı anlatıyor; sıradanlık, rutin, küçük çatışmalar ve kişisel acılar var. Ama bu sıradanlık aslında en büyük dramatik vurucu nokta oluyor: hayatın olağan akışı. Müzikal hiç sevmeyen birisi olarak bateristle dans sahnesini soluksuz keyifle izledim. Üçüncü perdede hayatın başlangıcını, çocukluğunu anlatıyor. Ölümünü görse bile görmediğine ikna etmeye çalışarak "hayat aslında bir hediye, değerini bil" diyor.
Perfect Days'i sevdiyseniz bu filmi de seveceksiniz; beklentiyi doğru kurup öyle başlayın.