Film, başından itibaren şok edici temalarıyla zorlayıcı bir başlangıç yapıyor. Gerilim, film boyunca sürekli bir yükselme göstererek izleyiciyi derinden rahatsız ediyor.
Film, bir SS subayının Auschwitz'in hemen dibinde yaşayan ailesinin hayatını çok doğal bir şekilde, muhteşem çekimler ve ses altyapısıyla sunuyor. Yönetmen, adeta gizli kameralar yerleştirerek, yakın çekim ve zoom yapmadan sahneleri doğal halleriyle bize aktarıyor. Bu teknik, filmi izlerken kendimizi bir gözlemci gibi hissettiriyor. Oyuncuların çekim esnasında doğallıklarını korumaları için, yönetmen ve ekibi çekim alanından uzaklaşmış.
Film, Alman SS subayı Rudolf Höss ve ailesinin hayatını merkeze alıyor. Höss'ün milyonlarca insanın ölümünde doğrudan bir rol oynaması, savaş sonrası çiftçi kılığında bir sene kaçak yaşaması, mahkemede "4 milyon değil birkaç milyon öldü, diğerleri hastalıktan" vb. açıklamalar yapabilecek kadar insanlıktan uzaklaşmış olması, en sonunda ise hak ettiği gibi Auschwitz kampında özellikle dar ağacı kurulup idam edilişi düşünüldüğünde çok farklı bir beklentiyle filmi izlemeye başlamıştım.
Yönetmen, o dönemin fotoğraflarına sadık kalarak şahane görseller ve ışık geçişlerine ek olarak, başarılı ses altyapısıyla birlikte rahatsız edici bir atmosfer yaratıyor. Ancak film, ailenin normal yaşamını gergin bir şekilde izletirken, izleyiciyi duygudan duyguya sürükleyebilecek potansiyele sahipken, bu potansiyeli tam olarak kullanmıyor. Yönetmenin tercihi, kesinlikle makul bir amaç için yapılmış olsa da, filmin duygusal derinliği ve yargı yönü bana tam olarak geçmedi. Bu yüzden, filmin puanı bana göre 9–10 seviyelerini hak edemiyor.
Film, aynı zamanda, bizi yanlış zamanlarda ve yanlış yönlendirmelerle nasıl yanlış işlerin içerisinde bulabileceğimizi vurgulaması açısından önemli. Almanların bir noktada kendileriyle empati yapmamızı istediklerini düşünüyorum. Günümüzde, birçok insan gibi, hayatımıza devam ederken yaşanan insanlık dramlarından uzaklaşmış gibi davranıyoruz. Bunun en yakın iki örneği Ukrayna ve Gazze'de yaşananlar. Film, yargıladığımız insanlardan aslında ne kadar uzak olmadığımızı düşünmemiz gerektiğini vurguluyor ve bu bence muhteşem. (Filmin aynı isimli kitaptan uyarlama olduğu fakat yönetmenin kendi yol ve yöntemini izlediğini de buraya not düşelim.)
Dachau kampını ziyaretim sırasında da benzer düşüncelere dalmıştım. Doğru olduğuna inandığımız veya inandırıldığımız bir amaç uğruna birçoğumuz çok yanlış şeyler yapabiliriz. Filmin, bu tür önemli mesajları aktarması, onu sadece bir tarih dersi olmanın ötesine taşıyor ve günümüz için de geçerli kılan derinlemesine bir içerik sunuyor. Hatta toplumumuzda maalesef aptal bir şekilde Yahudi düşmanlığı veya o bu şu düşmanlığı mevcut. Umarım aklıselim insanlar siyasete yön verir ve tarih geçmişte yapılan bu hataların tekerrür etmesine tanıklık etmez.
Rahatsız edici ama önemli; izlerken hissettiren değil, izledikten sonra düşündüren bir film.